Kemer Terk Edilmiş Kovboy Kasabası Gibi

73

“Nisan sonu itibarıyla Rusya’dan beklediğimiz kapasitenin yüzde doksanı Almanya’dan beklediğimizin ise yüzde ellisi, ne yazık ki kaybedildi.” Eski Turizm Bakanlarından ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin (TÜRSAB) eski başkanlarından Bahattin Yücel; geçtiğimiz günlerde danışmanlığını yaptığı Turizm Portali “Turizmde Bu Sabah” sitesine, Türkiye turizminin yaşadığı krizi bu cümleyle özetleyen bir yazı yazdı. Sözün ağırlığı malum ama siyasetin hercümercine bulanmışken, karnımızın ne kadar tok kalacağını merak ettik ve Bahattin Yücel’in kapısını çaldık.

Başta Rusya olmak üzere, pek çok ülkenin vatandaşlarına Türkiye’ye gitmeme çağrısı yaptığını biliyoruz. Ama sizden öncelikle bu yılı anlamak için, geçen yıl sektörünüzde neler yaşandığınızı dinlemek isteriz… Geçen yıl da düşük bir sezon geçirdik. Bunun iki tane nedeni vardı: İlki Rusya ekonomisindeki çok ciddi türbülanstı. 1 Dolar, 31-32 ruble idi, birdenbire 70-80’lere çıktı. Şimdi 60’lar seviyesinde. Bu Rusya’da müthiş bir talep düşüşüne neden oldu. Çünkü insanlar ekonomik sorunlar olduğunda öncelikle tatilden vazgeçerler. Bir de son yıllarda dışarıda; Türkiye IŞİD destekçisi, ona lojistik sağlayan etkili ülkelerden biri olarak algılanmaya başladı. Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanabileceği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikâyet edilebileceği konuşulur oldu. Turist de zaten birinci olarak ekonomik ikinci olarak da güvenlik tercihleriyle tatil yapıyor. Bizimkiler sayılarla oynamayı çok seviyorlar ama kişi başı harcamaya baktığımız zaman bir zorlama artış beklentisi ve algı yaratma çabası var. Onun da pek gerçekçi olmadığını görüyoruz. Zaten son 4-5 yıldır sürekli bir düşüş vardı, belki sayılar artıyordu ama doluluk oranları düşüyordu. Bunun nedenlerinden bir tanesi de, arz çokluğuydu. Yani Türkiye kronik sorunlu bir döneme girmişti: Son uçak düşürme ve Güneydoğu’da gelişen olaylar bu düşüşü hızlandırdı, keskin hale getirdi. Bu eğilim süreceğe mi benziyor? Ben 2020’ye kadar turizm gelirlerimizde ciddi bir düşüş olacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye bizim hedef pazarımızda her gün birinci haber ya da ilk beş haberden bir tanesi: Türkiye’deki baskılar, iç savaş görüntüleri, IŞİD militanlarıyla olan ilişkiler ve IŞİD’in Türkiye’den beslendiği, ayrıca da dönem dönem sayın cumhurbaşkanının demeçleri ve yasaklar. İnsanların ne yiyeceğine, ne içeceğine, ne giyeceğine, kaç çocuk yapacağına kadar varan müdahaleler. Bunlar dışarıda çok hoş algılanmıyor tabii.

TURİSTLER GÜVENLİĞE VE FIRSATLARA BAKAR

İnsanların tatil eğilimlerini ne belirler, ne gibi yerlerde tatil yapmak isterler? Bir kere ülkenin güvenli olmasına bakarlar. Mesela 2015’teki o patlamalar, ardından 2016’daki canlı bombalar, bunun turistleri hedef alması ve bunlarla ilgili dünya kamuoyunu tatmin edecek bir bilgi verilemeyişi. Ankara saldırısında 105 kişi öldü. 105 kişinin öldüğü bir olay, dünyanın her tarafında ilgi uyandırır. Ve sizin olaydan sonra onu yönetme tarzınız ve dünya kamuoyuyla paylaştığınız sonuçlar, insanların karar vermelerini de etkiler. İkinci olarak da ekonomik anlamda karşılaştırmalı olarak daha iyi olmasına ve daha çok fırsat verilmesine. Ayrıca gidiş süresinin kısa olması da önemlidir. Turizm sektöründe Türkiye çok önemli bir faktörü ıskalıyor. Tatil tercihleri, yavaş yavaş toptancılıktan bireysel harekete doğru evriliyor. Bu ne demek? Tur operatörleri aracılığıyla pazar algısı yaratmak yerine; insanlar internetin yardımıyla gidecekleri yerleri kendileri seçiyorlar, fiyat karşılaştırması yapıyorlar ve kendileri için en uygun olanı anında satın alıyorlar. Bunu artık neredeyse milisaniye hızla ölçüyoruz. Belki oransal olarak henüz konvansiyonel yöntemlerle yapılan satışları yakalamadılar ama çok hızlı bir şekilde büyüyor. Bir örnek vereyim; 2014 yılında bütün dünyada mobil cihazlarla yapılan tatil alışverişleri, toplam online satışların yüzde 14.5’u oranında, yani 96 milyar dolar. Online satışların tamamı ise, 1.1 trilyon dolar. Gelelim 2019 projeksiyonuna, mobil satışların yüzde 22.5’i geçeceği ve yani kabaca 250 milyar doları geçeceği söyleniyor. Burada güvenlik, uygar yaşam, markalaşma ve özgürlük, çevreye saygı, tarihe saygı, hayvanlara saygı çok önemli kriterler. Türkiye’de 7 Haziran sonrası politik konjonktürle de ilişkili olarak çok fazla otelin kapatıldığı söyleniyor. Bu doğru mu? 7 Haziran’dan sonra değil ama 1 Kasım’dan sonra ortaya çıkan sonuçta şunlara dikkat çekebilirim: Sezona girdik gireceğiz ama Paskalyaları boş geçirdik. Hem Ortodoksların hem Katoliklerin Paskalyasında gelen giden olmadı. 1-13 Mayıs arası Ruslar için çok önemli bir tarihti. Ki Ruslar bizim ikinci alıcımız ve yaklaşık 5 milyon kişi gönderiyorlardı bize. Rus pazarındaki düşüş ise yüzde 90. İki ülke arasında 500 bin evlilik var, bu 1 milyon kişi demektir. Bu hareket de yok. Yani çok ciddi bir sorun yaşıyoruz ve bu sorunu görmezden geliyoruz. Birtakım palyatif önlemlerle aşılabilir diye düşünüyoruz ama yok öyle bir şey. Çünkü Türkiye turizmini yönetenler; hem siyasetçiler hem de meslek örgütleri, bu konuda dünyadaki eğilimleri, değişen tüketici profilini iyi okuyarak kendilerini konumlandıramadılar. Öte yandan; Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki kargaşa önemli bir etken. Bir savaşın ortasındayız ve bütün komşularıyla kavgalı bir ülkeyiz. Şu anda en iyi ilişkimiz belki Yunanistan’la. Düşünün Bulgaristan’ın iç işlerine müdahale ediyoruz diye başkonsolosumuzu sınır dışı ettiler. Bir de sınırımızda savaş, şehirlerimizde patlamalar. Güneydoğu’da kentler Stalingrad’a döndü.

AVRUPA SAVAŞI YAŞADI VE UNUTMADI

Peki Avrupalı turist için bu etkenler neden bu kadar önemli? Bizim ana pazarımız Avrupa ve Avrupalılar savaşın acılarını iyi bilen toplumlar. Onlar o savaşı yaşadılar, biz çok ucuza kahramanlık yapıyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nda sadece Rusya’da 25 milyon insan öldü. 17 milyon falan kişi de Almanya’da öldü. İspanya İç Savaşı’nda 1 milyona yakın kişi hayatını kaybetti. Diğerlerini saymıyorum. Bunlar belki çok kolay telaffuz edilebilen rakamlar ama toplumların hayatında, hafızalarında yer etti. O yüzden önce bu savaş algısından çıkılması lazım. Çözüm süreci, sektörünüzü rahatlatmış mıydı? Ondan önce de sektörün üzerinde Kürt sorunu nedeniyle bir baskı yoktu ama çözüm süreci elbette rahatlattı. Mesela Kürt bölgelerinde turizm faaliyeti arttı mı? Hayır, çok belirgin olarak yansımadı. Güneydoğu’nun son 30 yılda turizm alanında büyük kayıpları oldu. Mesela 70’li yıllarda Türkiye’ye 1,3 milyon turist gelirken, bunun yaklaşık yüzde 22’si Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya giderdi. Bunu şimdiki sayılara taşırsak; hükümete kalırsa 30 milyon civarında turist geliyor, o zaman bölgeye 6,5 milyon civarında turist gitmesi lazımdı, gitmedi. Bunda tabii çözüm sürecinden önce yaşanan çatışmaların da algı ve propagandanın da etkisi vardı. Ama söylediğiniz şey, Türkiye’nin kültür turizmine bakışını anlatmak açısından önemli. Doğu ve Güneydoğu Anadolu; Türkiye’nin en zengin yerleridir. Fırat ve Dicle havzaları, Kuzey Mezopotomya, Urfa, Mardin, Göbeklitepe. Mesela Türkiye’nin şu anda Göbeklitepe’yi satamıyor olması anlaşılır gibi değil. Ben Kültür Bakanı’nın yerinde olsam; gazetelerde her gün bir Göbeklitepe haberi çıkması için çaba harcarım. Savaşlar gelip geçer, iç sorunlar öyle ya da böyle çözülür ama algıyı değiştirmek öyle kolay değildir.

UÇUS MESAFESİ AVANTAJIMIZ BİLE İŞE YARAMIYOR

 Ama Türkiye, dünyanın diğer ülkeleriyle kıyaslandığında turistik açıdan her bölgesiyle pazarlanmaya uygun bir ülke… Ürün çeşitliliği açısından evet, toplumsal yaşam dinamikleri açısından da doğru, tarihsel ve kültürel varlıklar ile arkeolojik bulgular açısından da mükemmel, iklim hiçbir yerde yok. Ayrıca en önemli özelliği uçuş mesafesinin uygunluğu. Mesela Rusya Federasyonu’nda Moskova-San Petersburg hattı ve batısında, uzaklık açısından Türkiye ile rekabet edebilecek hiçbir ülke yok. Ve biz en iyi ikinci müşterimiz olan Rusya’yı kaybettik dediniz. Peki sıralama yapılırsa diğer müşteriler kimler? Bir numara Almanya. Daha sonra İngiltere, Hollanda, Benelüks ülkeleri, Orta Avrupa, İskandinavya, Sırbistan, Rusya Federasyonu’na üye Azerbaycan ve Ortadoğu ülkeleri. Ben Türkiye’yi de Ortadoğu ülkesi sayarak soruyorum. Siyasal gelişmeler turizmi etkiliyor diyorsunuz, öyleyse Ortadoğu’yu da etkilemesi gerekir. Ortadoğu’nun dünya turizm pastası içindeki yeri ne? Çok düşük. Ortadoğu’nun rakamları bizimle kıyaslanmayacak kadar azdır. Zaten biz Ortadoğu ülkesi değiliz, o Tayyip Bey’in isteği. Biz Müslüman ülke de değiliz, halkının çoğunluğu Müslüman olan laik bir ülkeyiz. Dünyada İslami kurallara göre yönetilen ülkeler var; Suudi Arabistan gibi, İran gibi. Öyle bir ülke olmak isteyen buyursun, ama biz öyle bir ülke değiliz. Burada çok dramatik bir çelişki var. Ben kendimi bildim bileli, biz dünyada ekonomisi büyük 17. ülkeyiz. Bazen yukarıda, bazen aşağıda. Gelen turist sayısı açısından baktığımızda ise dünyada altıncıyız. Ama toplam döviz girdisi açısından ise, 12. ya da 13. ülkeyiz. Çünkü ucuz satıyoruz. Birinci hatamız bu. Şimdi bunu ortadan kaldırabilecek kentsel turizm yatırımları artmaya başlamıştı. Ağırlıklı olarak İstanbul’da oldu bu, yatak sayısı arttı ve İstanbul çok ciddi bir çekim merkezi oldu. Bu arada Türk Hava Yolları büyüdü. Hakkını yemeyelim, Binali Yıldırım aslında Türkiye’de sivil havacılığın önünü açtı. Haklarını yemeyelim ama bir yandan içkiyi yasaklıyorlar bir yandan da Osmanlıcılık yapıyorlar. Şunu biliyor musunuz: Balkan Savaşı öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan yurtdışına ithal edilen şarap 300 milyon litreydi. Şimdi toplam alkollü içki üretimimiz 65 milyon. Osmanlıcıyım diyenler, Osmanlı’nın bu mirasına da bir baksınlar. Öyle palavra Osmanlıcılık olmaz.

BİZE GELMEYENLER; YUNANİSTAN VE İSPANYA’YA GİTTİ

Gelen turist sayısı açısından dünyada altıncı sıradayız dediniz. Artan şiddet ortamı bu sıralamayı nasıl değiştirdi? Bu sene rakamlar henüz çıkmadı ama ben bu sene Ruslarda yüzde 90’a yakın düşüş bekliyorum. Almanlarda aşağı yukarı yüzde 50 düşüş olur, diğer ülkelerde de belirgin düşüş olur. Ama bize gelmeyenler şu anda Yunanistan ve İspanya’nın satışlarını patlatmış durumda. Bu ülkelerde fiyatlar yüzde 40 oranında arttı. Buna rağmen yine de Türkiye’ye bir miktar geliş olacaktır ama bu defa gelirimiz çok düşecek, çünkü satışlarımız oldukça ucuz. Kendi iç dinamiklerini hesap etmeyen bir sektörde sadece dışarıya güvenerek büyürseniz, işte kriz dönemlerinde çok büyük zararlar olur. Sektördeki büyüme demiştiniz, bu büyüme inşaat sektörüne paralel mi? Biraz öyle. Başlangıcında biliyorsunuz büyük kamu müteahhitleri aynı zamanda büyük otellerin tahsislerini aldılar, inşaatlarını yaptılar. Sonra yatırım indirimleriyle vergi kolaylıkları, KDV mahsuplarıyla kolaylıklar sağlandığı için birden bire tesis sahibi oldular ve sürekliliği kuşkulu nakit akışları olan işletmelere girdiler. Rus pazarına dönük üretim yapacak tesisler inşa edildi. Bu tür çelişkiler yaşadığımız için de Türkiye için marka değeri olan ürünler ortaya çıkaramadık. Yani bir ölçüsüz büyüme isteği var diyebiliriz. Sözünü ettiğiniz kayıplar sizce iktidarın öngörebildiği kayıplar mı, göze aldığı kayıplar mı? Öngörebildiğini zannetmiyorum ama göze almış olabilir. Hangi mantıkla göze aldığını bilemem. Ama bence onlara da sürpriz oldu, turizm endüstrisinin ekonomideki yerini ölçemediler.Otomotiv ihracatından daha fazla net döviz gelirimiz vardı. Onlar yüzde 60-70 ithalat yapıyorlar, biz yüzde 5-6.  Ayrıca turizmin dolaylı sektörler üzerinden istihdama çok ciddi katkısı oluyordu. Turizmdeki gerileme istihdama nasıl yansıdı?İnsanlar işlerini kaybedebilirler, insanlar çocuklarını okullardan alabilirler. Öte yandan Doğu ve Güneydoğudaki işsizliğin çözümü için turistik yöreler çok iyi yerlerdi. Düşünün ki, inşaat dâhil birçok yan ve alt sektörde onlar çalışıyordu. Şimdi onların hepsi işsiz kalacak. Turizmin geliştiği yöreler; kişi başına gayrı safi milli hasılanın görece olarak yüksek fakat tasarrufun daha düşük olduğu yerler. Şimdi o denge de bozulacak.

AKP, SURİYE BATAĞINDAN ÇIKMALI

 Peki, nasıl çıkılır buradan sizce? Çok kolay bir şey değil. Bir kere Türkiye hızla komşularıyla barışmalı, bunun yollarını aramalı. Türkiye, Suriye batağından çıkmalı ve Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve Katar ekseninde siyaset geliştirme anlayışını hızla terk etmeli. Türkiye, Ortadoğu’yla özdeşleşmiş IŞİD görünümlü hareketleri destekler izleniminden derhal sıyrılmalı. IŞİD ve benzeri türevlere karşı da ciddi bir ideolojik mücadeleye kalkışmalı. Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda çok iyi bir enstrüman olarak kullanılabilir. AKP ideolojik olarak insanların hayatlarına karışmaktan vazgeçmeli. Ne yiyeceklerine, ne içeceklerine, kaç çocuk yapacaklarına müdahale etmekten vazgeçmeli. Yani kısacası yeniden demokrasiye dönmeli, biz ‘ileri demokrasi’ derken fazla ileriye gittik. Bunlar yapılırsa, gerisi gelir. Siz eski bir siyasetçi olarak ‘şunlar yapılmalı’ diye sıraladığınız şeylerin yakın zamanda olamayacağını da herhalde tahmin ediyorsunuzdur. Gelişmelere bakarsak evet ama siyasette 24 saat bile hayli uzun zamandır. Her şey değişebilir. Sektörünüzün buna dair hazırlıkları var mı? Hayır, sektör son derece güçsüz ve zayıf yakalandı. Şu anda da heyecan içerisinde ne olacağını bekliyor. Meslek kuruluşlarının yorumlarına bakarsak derinlikli analizler yapıldığını söyleyemeyiz. Umutla bekliyorlar. Gününü kurtarmaya bakıyorlar yani. Kurtarabilir miyiz diye bakıyorlar, hala erken rezervasyon bekliyorlar. Mayıs ayının sonuna geldik hala bu beklenti var. Ki erken rezervasyon dönemi Kasım ayında başladı, aradan altı ay geçti. Böyle bir şey olur mu? Çıkıp birinin kral çıplak demesi gerek.

AKP’Yİ İKTİDARDA TUTAN PETROL FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞ

Turizm, Türkiye ekonomisinin önemli sacayaklarından biri. Ama şunu da biliyoruz ki, Türkiye ekonomisi sadece turizm konusunda sancı yaşamıyor. Pek çok sektörde de benzer sorunlar var. Basına göre böyle değil, onlara göre son yılların en başarılı enflasyon oranlarını tutturduk, rezervlerimiz artıyor, Türkiye dünyada ve bölgede lider bir ülke oldu, herkes bizden korkuyor, herkesten daha iyi elektrikli otomobil üretiyoruz, NASA’dan daha iyi hava tahmini yapıyoruz. Ama bunlar yeni Türkiye. Bir de gerçek Türkiye var. Gerçek Türkiye’de her şey çok zor: Bankalar kredilerini geri çağırıyorlar, tahsil edemiyorlar. İnsanlar kredi kartlarının asgarisiyle hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. İthalatla büyümüş bir ekonomi var ama dünyada da galiba o dönemin sonuna geldik. Türkiye’de AKP iktidarında şu anda ayakta tutan tek şey, petrol fiyatlarındaki çok aşırı düşüştür. Şimdi 48 dolara çıktı, hemen yakıtın litresine 11 kuruş zam yaptılar. 11 kuruş az değil. Dolar 3 lira oldu, zor tutuyorlar. Bazı büyük şirketlerinin yıl sonu tahmini 3.2 lira olacağı yönünde, ben daha da artacağından korkuyorum. “Dünyanın sonu geldi” diye yorum yapmak istemiyorum ama tehlikenin büyüklüğünü görüp önlem almak gerekiyor. Tek yaptıkları şey; bankaların geri çağırdığı kredilerle ilgili ayrıcalıkların karşılıklarını azaltan bir tebliğ çıkardılar. Bu doğru bir şey ama tek çözüm değil, belki bir süre nefes aldırabilir ama aspirinin etkisi geçince yine başınız ağrır. İktidar sözünü ettiğiniz uyarıları dikkate almazsa ne olur? Şu anda Kemer bölgesine gidip fotoğraf çekin, terk edilmiş kovboy kasabası gibidir. Bazı yerlerde tesisler dahi açılmıyor. Fethiye’de belki İngilizlerin evleri olduğu için hareket var ama Marmaris boş. Yukarı çıkın; Kuşadası, Didim, Kuzey Ege, İstanbul boş. Bodrum Belediye Başkanı “Mikonos’a benzedik” diyor ama abartının bu kadarı.

MAVİ TURLAR BİTTİ

Mülteci politikasının sektörünüze etkileri ne olacak? Bunu sonra anlayacağız. Çünkü mültecileri eğitip Türk toplumuna mı kazandıracağız, Suriye barışa kavuştuktan sonra vatanlarına mı göndereceğiz bunların hiçbiri bilinmiyor. Fakat şu an bence hem güvenlik hem de kültür açısından sektörü tehdit edecek unsurlar haline gelebilirler. Fakat sığınmacıların en önemli etkisi, bundan önce oldu. Kaçış yollarında Ege’yi kullanırlarken; Türkiye’nin turizmdeki tek, başkasıyla kıyaslanmayacak kadar üstünlük kazanmış ürünü Mavi Yolculuk ve yat turizmi yok edildi. Ayrıca insanların orada can vermesi, o toplama kampları bizi bitirdiği gibi Yunan Adaları’ını da bitirdi. Eskiden bizim marinalarda demirleyen yabancı bayraklı tekneler, Hırvatistan’ın, Karadağ’ın marinalarını doldurdu. Türkiye’deki bütün gemi turları iptal oldu.